Giriş
Ermeni sorunu, �Osmanlı imparatorluğunun Türkiye Cumhuriyetine tarihi bir hadise� olarak miras bıraktığı bir konudur. Bu konu kesinlikle �siyasi veya hukuki sorumluluk yükleyen bir sorun� mahiyetinde değildir. Bu husus Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesini gerçekleştiren ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunun uluslar arası temelini teşkil eden, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan barış antlaşması ile teyit edilmiştir.
Türklerin 11 nci yüzyılda Anadolu�ya gelişleri ile başlayan bin yıllık Türk-Ermeni ilişkilerinin son 125 yıllık döneminin sorunlarla yüklü olduğu tarihi bir gerçektir. Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde gündeme gelen ermeni sorununun doğmasında ve gelişmesinde imparatorluğun iç şartlarından ziyade Avrupalı büyük güçlerin istismar, tahrik ve teşvikleri etkili olmuştur.
1774 Küçük Kaynarca antlaşmasında Rus Çarlığına �Osmanlı topraklarındaki Ortodoks tebaanın koruyuculuğu� hakkının tanınmasıyla ortamı hazırlanan, 1856 Paris antlaşması ile Kırım harbinin galibi Osmanlı Devletinin hem Avrupalı müttefiklerine hem de harbin mağlubu Rusya�ya �Gayrı Müslim tebaası için gerekli ıslahatı yapacağı taahhüdünde� bulunmasıyla temeli atılan, 1878 Berlin antlaşması ile Osmanlı devletinin �Doğu Anadolu�da yapacağı ıslahat ve alacağı asayiş tedbirlerinin icrasına ilgili devletlerin nezaret edeceğini� kabulü suretiyle fiilen yürürlüğe konulan �Ermeni planı�, başlangıçta Rusya, bilahare İngiltere ve Fransa tarafından tüm güçleriyle desteklenmiştir. Bu suretle yaratılan ve birbirini takip eden isyanlarla tırmandırılan Ermeni tedhiş ve terörü, Birinci Dünya Harbinin başlangıcında katliam ve düşmanla fiili işbirliği boyutlarına varınca, Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915 tarihinde �Tehcir ve İskana Dair Geçici Kanun�u kabul ederek yürürlüğe koymuştur.
Medeni insanın idrakini zorlayan bir kin ve nefret tezahürü ermeni cinayetlerinin, 1973-1985 yılları arasında Türk diplomatlarına yönelik olarak sürdürüldüğü ve 41 diplomatımızın şehit edildiği de malumlarıdır.
Tarihi Süreç İçinde Ermeniler
Ermeniler Doğu Anadolu�ya anayurt olarak sahip çıkabilmek için bu bölgedeki tarihi ve kültürel varlıklarının binlerce yıllık bir maziye sahip olduklarını türklerin ermeni topraklarını işgal ettiklerini ileri sürmektedirler.
Ancak, Ermeni tarihçileri bile Ermenilerin kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildirler. Bu da Ermeni anayurdunun neresi olduğunu tartışmalı kılmaktadır. Bu konuda Ermeni tarihçilerinin çatışan ve çelişen görüşlerini şöyle sıralayabiliriz :
Ermenileri Nuh Peygambere dayandıran görüş.
Ermenileri Urartulara dayandıran görüş.
Ermenileri Urartu bölgesini işgal eden bir Trak-Frig soyuna dayandıran görüş.
Ermenileri Güney Kafkas ırkı olarak kabul eden görüş.
Ermenileri bir Turan ırkı olarak kabul eden görüş.
Anadolu�nun 15 bin yıldır yerleşik ya da göçebe çeşitli kavimlere yurt olduğu düşünülürse, Ermenilerin Doğu Anadolu�ya tek başlarına ve yurt olarak sahip çıkmalarının ve Doğu Anadolu�da 3-4 bin yıldır mevcut olmalarının mümkün olmadığı görülecektir. Ermenilerin bir zamanlar toplu olarak oturdukları, bugün Ermenistan Cumhuriyeti ile ona komşu Türkiye sınırları içinde kalan bu bölgede tarihin kaydettiği dönemlerde aşağıdaki medeniyetler hüküm sürmüşlerdir.
M.Ö.521 - 344 Pers vilayeti,
M.Ö.344 - 215 Makedonya İmparatorluğu�nun bir parçası,
M.Ö.215 - 190 Selefkitlere tabi bir vilayet,
M.Ö.190 - M.S.224 Roma İmparatorluğu / Partların bir parçası,
M.S.224 - 5.Yy. Sasaniler ile Roma İmparatorluğu�nun bir parçası,
5.Yy. �7. Yy. Doğu Roma İmparatorluğunun vilayeti,
7. Yy. - 10.Yy. Arap egemenliğinde bir toprak parçası,
10. Yy. - 11. Yy. Bizans vilayeti olmuş ve
11. Yy.�dan başlayarak bölgeye Türkler gelmişlerdir.
Bu denli çeşitli egemenlikler altında yaşayan Ermeniler, tarih boyunca o dönemlerin olağan toplumsal düzeni olan derebeylik sistemi içinde yaşamışlar, M.Ö.95 � M.Ö.66 yılları arasındaki otuz yıllık II nci Tigran dönemi hariç, hiçbir zaman bağımsız, birleşik ve sürekli bir devlete sahip olmamışlardır. Ermeni beylikleri ya da prensliklerinin bir çoğu bölgeye hakim olan bu devletlerce kurdurulmuş, hakim devletler kendilerine yakın buldukları Ermeni ailelerini bunların başına getirmişlerdir.
Tarihleri boyunca çeşitli büyük imparatorluklar ve devletlerin nüfuzu altında yaşayan ve bunlar arasında mücadele alanı olan ermeni beyliklerinin menfaat sağlamak amacıyla sık sık taraf değiştirmeleri tehcir edilmelerine ya da kendiliklerinden göç etmelerine neden olmuştur.
Ermenilerin Sicilya�dan Hindistan�a, Kırım�dan Arabistan�a kadar uzanan çeşitli bölgelere dağılmaları bu tehcirlerin sonucudur. Bu da göstermektedir ki, 1915�de Osmanlı Devletince tehcir edilmeleri uğradıkları ilk tehcir olmadığı gibi, Ermeni diasporası denilen olgu da 1915�teki göç hareketinin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır.
Sonuç olarak, Ermenilerin kökenlerinin nereye dayandığı ve ne zaman ve nereden bölgeye geldikleri tam olarak aydınlatılmış değildir.
Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı
XIX.Yy.ın ortalarında dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çıkan Çarlık Rusyası, komşu olduğu Osmanlı Devleti topraklarını genişleme alanı olarak kabul etmiş ve Osmanlı devleti aleyhine güneye ve güneybatıya yayılma çabası içine girmiştir. Nitekim, Yunanistan�ın Osmanlılardan ayrılarak bağımsız olması büyük ölçüde Rusya�nın bu politikasının sonucudur. Rusya�nın bu politikasının başta gelen unsurlarından biri de, Osmanlı Hıristiyanlarının hamisi olmaktır. Bu ise, Rusları Ortodoks Rumların yanı sıra Gregoryan Ermenilerle de ilgilenmeye sevk etmektedir.
Rusya, Batı�da Balkanlara nüfuz etmeye çalışırken, Doğu�da Kafkasya�ya inmektedir. Bu gelişme sonucunda Kafkasya�daki Eçmiyazin Ermeni Kilisesi Rus tesiri altına girmeye başlamış, hatta Katolikos Nerses 60 bin kişilik bir ermeni kuvvetinin başında 1827-28 Rus-İran savaşına Ruslar safında katılmıştır.
Rusların Osmanlı Ermenilerine sızmaya çalışması da Eçmiyazin kilisesi aracılığıyla olmuş ve 1844�den itibaren İstanbul ermeni patrikhanesindeki ayinlerde Eçmiyazin Katolikosunun adı anılmaya başlamıştır.
Osmanlı Hıristiyanlarının hamisi olmaya niyetlenen yalnız Rusya değil, İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe kazandırmak amacıyla girişimlerde bulunuyorlardı. Bunda başarılı olmaları üzerine 1830�da İstanbul�da Ermeni Katolik kilisesi, 1847�de de Protestan kilisesi kurulmuştur.
Toplumsal düzenin batı modelinde yeniden örgütlenmesi anlamına gelen 1856 Islahat Fermanı Müslümanlarla Gayrimüslimleri aynı statüye getiriyor ve gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalık ve ruhani muafiyetlere de bu nedenle son veriyordu. Bu ferman üzerine ermeni patrikhanesince hazırlanan �Ermeni Milleti Nizamnamesi� Osmanlı hükümetine sunulmuş ve 29 Mart 1862�de onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Nizamname ile Ermeni toplumunun içişlerini görüşmek üzere 140 üyelik bir meclis kurulmuştur.
Islahat Fermanı Rusya�nın yanı sıra, İngiltere ve Fransa�yı da Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiş, bu ise Rusya�nın Ermenilere ilgisini yoğunlaştırmasına sebep olmuştur.
Batılı devletlerin Ermenilere duydukları sempatinin temelinde kendi emperyalist çıkarları ve nüfus mücadeleleri yatmaktadır.
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sona ererken İstanbul Ermeni Patriği Nerses Eçmiyazin Katolikosluğu aracılığıyla Rus Çarı�ndan Rusya�nın Doğu Anadolu�da işgal ettiği toprakları Osmanlılara geri vermemesini istemiş, bununla da yetinmeyerek savaşın sonunda Ayastefanos�daki Rus karargahına gidip Grandük Nikola ile görüşmüş ve �Doğu Anadolu�nun Ruslar tarafından ilhakını, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan�a olduğu gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını ve bu ıslahat tamamlanana kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini� talep etmiştir. Patriğin son talebi Ruslarca kabul edilmiş ve Ayastefanos anlaşmasına 16. Madde olarak girmiştir.
Doğu Anadolu�daki Rus işgali Rusya�ya Osmanlı Ermenileri üzerindeki etkisini arttırma olanağı sağlamış, Rus ordusundaki Ermeni subaylar Osmanlı Ermenilerini devlet aleyhine kışkırtmaya çalışmış ve Ermenilere �Balkanlardaki Hıristiyanlar gibi Osmanlılardan ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurabileceklerini� telkin etmişlerdir.
Rusların niyetini sezen İngiltere Ayastefanos anlaşmasına karşı çıkmıştır. Çünkü, Doğu Anadolu�da Rusya himayesinde kurulacak bir Ermenistan İngiltere�nin Basra Körfezi ve Hindistan yolunun güvenliğini tehlikeye düşürecektir. İngiltere�nin Osmanlı Devletine baskısı sonucu iki devlet arasında yapılan gizli bir anlaşma ile Kıbrıs�ın idaresi Osmanlı Devletinin hakimiyet haklarına dokunulmamak kaydıyla İngiltere�ye bırakılmış, bunun karşılığında, Ayastefanos anlaşmasının değiştirilmesi sağlanarak, Berlin konferansında Rusya�nın Kars, Ardahan ve Batum dışında işgal ettiği topraklardan hemen geri çekilmesi ve Ermeni ıslahatının bunun ardından yapılması kararlaştırılmıştır. Üstelik Islahatın 5 büyük devletin denetiminde uygulanması öngörülmüştür. Bu tarihten itibaren İngiltere �Ermeni Islahatı�nı kendi meselesi olarak görmeye başlamıştır.
Ayastefanos anlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin Konferansı ile kaybeden, ayrıca Batıda Yunanistan ve Bulgaristan�ı İngiliz nüfuzuna terk etmek zorunda kalan Rusya Doğu Anadolu�yu doğrudan ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye başlamış, bu politikasında yine Ermenileri kullanmayı denemiştir.