Eğitim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Eğitim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

E-Okul ilkogretim veli bilgilerdirme sistemi Karneler internette



Milli egitim bakanligindan ogrencilere ve velilere yeni bir himet daha.Artik notlarinizi ailenizden saklayamayacaksiniz.e-karne sistemi sayesinde tum notlarinizi istediginiz her an ogrenebileceksiniz.
Peki Karnenizi internette nasil gorebilirsinizi ogenmek istermisiniz.
1.E-Okul V.B.S girin.

2.Resimdeki rakamları yazın.

3.T.C Kimlik numaranızı yazın.

4.Okul numaranızı yazın.

Iste bu kadar artik gerisi sizin bileceginiz is.Hatirlatmakta fayda var bu sitem ilkogretim ogrencileri icin gecerli.Liseliler bir sure daha karnenizi ogrenmek icin bekleyeceksiniz.


Devamını okuyun...>>

Mars'ta gülen yüz şekli goruntulere yakalandi.(Arastirma)

NASA'nın Kızıl Gezegen'in yörüngesindeki uzay aracı Mars Explorer Spirit'in çektiği görüntülerdeki "gülen yüz" görenleri hayrete düşürüyor.


http://thumbs.dreamstime.com/thumb_4/1098371364Hbv1Z4.jpg

Saka Saka Iste marsta raslanan goruntu asagida.


Devamını okuyun...>>

national geographic türkiye(Bellek haritası)Super birsey

bellek haritası
bellek haritası
Bildirgec'de inceleyincede çok güzel oldugunu anladiğim bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
national geographic türkiye internet baskısı güzel bir çalışma yapmış ve hafıza konusunu ele almış.

anıların bellekte nasıl kaldığına yada nasıl yitip gittiğine dair güzel bir çalışma olmuş.
bellek konusunda olumlu-olumsuz son derece uç noktalarda yer alan şahıslara yer verilmiş.

en güzeli de bellek haritası adını verdikleri multimedia sunum. beynin çalışma prensiplerini basit bir dille anlatmışlar.

Kaynak | Bildirgec.org


Devamını okuyun...>>

Alişverişimi Türkten Yapıyorum...Param PKK Ya Gitmiyor...

SemihBaser - Biliyorum..Bizim gibi bir sitenin boyle bir yazı yazması dogru degil ama analarımızı gördükçe gözü yaşlı bi nebzede yardımımız dokunabilirmi diye bu dizeleri oluşturduk.. Resimde gördüğünüz gibi alışverişimizi türklerden yapalım paramız pkkya gitmesi...Türk derken türklerden daha türk hisseden kürt kardeşlerimizide bizden sayıyoruz..Bizim asıl düşmanımız amerikadır...bizim asıl düşmanımız pkk dır...Bu Yazıyı okuduktan sonra temennim bir cogunuzun benim gibi düşünmesidir...Rozetlerden temin etmek isterseniz etrafınızdaki mağazalardan cok rahat elde edebilirsiniz...Savaşa HAYIR...PeKeKeye! Ölüm...


Devamını okuyun...>>

Görsel zihin grubu

Öğrenme yeteneğinizin temeli, kelimeler yerine sembol, işaret ve grafiklerden oluşuyor.

Araçlar

Öğrenme sürecinizde aşağıdaki araçları kullanmanız verimliliğinizi artıracaktır.

  • Farklı renkler
  • Altı çizili yazılar
  • Semboller
  • Akış diyagramları
  • Grafikler

Yöntem

Öğrenme verimliliğinizi artırmak ve daha kısa sürede daha fazla bilgiyi daha az emekle öğrenmek için aşağıdaki önermeleri dikkate almanız faydalı olacaktır. Uygulamalar başlangıçta biraz zorlayıcı ve garip de olsa çok kısa sürede olumlu sonuçlar doğurmaya başlayacaktır.

  • Bilgileri resimle, şekle dönüştür. Çalışırken öğrendiğin bilgileri şekiller veya semboller ile ifade etmeye çalış. Kitapların üzerine çeşitli semboller çizmekten çekinme.
  • Okuduğun sayfanın zihninde resmini çekmeye çalış. Sayfa üzerindeki bilgileri şekillerle özdeşleştir. Bilgileri önce görüntüye çevir sonra zihninde yeniden resimle.
  • Bilgileri resim veya şekil olarak hatırlamaya çalış. Akış diyagramlarını öğrenme sürecindeki aşamalarda uygulamaya çalış.

Örnek

"Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir." bilgisini öğrenirken kağıda bu cümleyi yazmak yerine bir üçgen çiz. A,B ve C olarak iç açıları adlandır. Sonra da A+B+C = 180 diye yaz.


Devamını okuyun...>>

Okunsal zihin grubu

Öğrenme yeteneğinizin temeli sizin yazdığınız veya kitaplarda gördüğünüz kelimelerdir. Bilgilerin, kelimelerin içinde şifrelendiği bir öğrenme beceriniz bulunmaktadır..

Araçlar

Öğrenme sürecinizde aşağıdaki araçları kullanmanız verimliliğinizi artıracaktır.

  • Ders notları
  • Başlıklar
  • Kelimeler
  • Sözlük
  • Hiyerarşi

Yöntem

Öğrenme verimliliğinizi artırmak ve daha kısa sürede daha fazla bilgiyi daha az emekle öğrenmek için aşağıdaki önermeleri dikkate almanız faydalı olacaktır. Uygulamalar başlangıçta biraz zorlayıcı ve garip de olsa çok kısa sürede olumlu sonuçlar doğurmaya başlayacaktır.

  • Çalışırken öğrendiğiniz bilgileri hiyerarşik bir düzene sokun.
  • Not alırken a,b,c,d veya 1,2,3,4 gibi numaralandırma kullanmaya çalışın.
  • Sayfa üzerindeki bilgileri şekillerle özdeşleştir. Bilgileri önce görüntüye çevir sonra zihninde yeniden resimle.
  • Yazı diline yakın konuşanları tercih et.
  • Tanım ve kavramlara ağırlık ver. Önemli gördüklerini tekrar tekrar yaz.
  • Grafik ve şemaları yazılı ifadelere dönüştür.
  • Ders çalışırken kitapları kendi duyabileceğin bir ses tonuyla oku.

Örnek

"Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir." bilgisini öğrenirken üçgen ve 180 kelimeleri üzerine yoğunlaş. Gerekirse birkaç defa oku. Bir kağıt üzerine gerçekten öğrenene kadar defalarca yaz.


Devamını okuyun...>>

Geleceğin Meslekleri...

Tercihler sınav kadar önemli. Hangi meslekler öne çıkıyor, neleri işaretlemeli?
ÖSS adayları çok kritik bir tercih sürecinde. Genetik ve ergonomi mühendisliği gibi meslekler tercih listelerinin ilk sıralarına aday. MED Dershanesi uzmanları kararsızlar için en gözde meslekleri seçti.

Ergonomi Mühendisliği: Modern ergonomi bilimi çalışanların verimini ve kapasitesini arttırmayı amaçlayan çağdaş bir bilim dalı. Ergonomi mühendisleri, çalışanların verimini arttırmak için ergonomik ortamlar geliştirir. Finans kurumları ve endüstri kuruluşları ergonomi mühendislerinin çalışabileceği önemli alanlar.

Tasarım Mühendisliği: Uluslararası rekabette artık kalitesiz ürünün yerinin olmadığı ortada. Bu noktada devreye giren tasarım mühendisleri çalıştıkları firmaların ürünlerini dış veya iç pazar ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yeniden tasarlama noktasında önemli bir rol üstleniyor.

Enformasyon Mühendisliği: Modern çağda en gelişmiş toplumlar bilgiyi üreten ve buna sahip olan toplumlar olacak. Enformasyon mühendisleri de uzmanları bir araya getirerek en doğru bilgiyi topluma ulaştıracak.

Haber Analisti: İnternet üzerinde yeni tartışma alanları ve haber merkezleri kurulmasına neden olan yepyeni bir meslek.

Deneyim Tasarımcısı: Perakende sektöründe çalışan bu kişiler özellikle müşterileri etkileme üzerine çalışırlar.

Sanat Yönetmeni: Görsellikle ilgili izleyiciyi etkileyebilecek kişiler için cazip bir meslek.

Medya Promosyoncusu: Bir ürünün kulaktan kulağa yayılmasını sağlar. Böylece ürün piyasaya çıkmadan bile genel tüketici tarafından tanınmış olur.

İnternet Güvenliği: İnternette kişisel bilgilerin çok rahat kullanılması güvenlik programlarını hazırlayanların önemini arttırmıştır.

Şehir Planlayıcısı: Nüfusun artmasıyla bir kaos haline gelen şehir yaşamı, etkinliklerin ve yerleşim bölgelerinin detaylı planlanmasını zorunlu kılıyor.

Tıp Mühendisliği: Tıp her zaman en popüler meslekler arasında yerini almıştır. Bazı buluşlar insanlara yarar sağladıkları gibi hayatı tehdit eden birtakım unsurları da beraberinde getirir. Örneğin nükleer santraller insanların kanser olmalarına ya da başka hastalıklara yakalanmalarına neden olabilmektedir. Tıp mühendisleri hastalıkların teşhis ve tedavi edilmesinde kullanılacak yeni teknik ve cihazların geliştirilmesinde rol oynar.

Genlere yolculuk

Genetik Mühendisliği: Teknoloji insan neslinin karşısına yeni sorunlar çıkarıyor. Canlıların kalıtsal özelliklerinin değiştirilerek onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan genetik mühendisleri, hastalıklara tedavi yöntemleri üretmeyi hedefler.


Devamını okuyun...>>

Standart Küresel ısınma nedir ? Nelere yol açar ? Neler yapılabilir ?

Küresel Isınma Nedir ?

İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.

Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi.Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.

Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.

Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.

2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.



Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?


Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.

Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.

Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.

Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.

İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.

Küresel ısınma insan sağlını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.


Neler Yapılabilir ?


Pek çok ülke, çevreye son derece zararlı olmasına karşın, özellikle kömür gibi fosil yakıtları kullanmaktadır.Kyoto protokolü sera gazı emisyonlarını azaltmaları için OECD ülkelerine çağrıda bulunmaktadır. Kyoto'da 2008-12 yılları arasında toplam sera gazı emisyonlarının 1990 yılı seviyesinin %5.4 altına çekilmesi hedeflenmiştir. ürünleri seçin.WF, dünya çapında yürüttüğü Powerswitch! kampanyasıyla, hükümetler ve iş dünyasını WF, dünya çapında yürüttüğü Powerswitch! kampanyasıyla, hükümetler ve iş dünyasını yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda sorumluluk almaya davet ediyor. Kampanya kapsamında, kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlar ve nükleer enerji yerine su, jeotermal, biyokütle ve güneş enerjisinin kullanılması teşvik ediliyor.

Ulusal enerji stratejileri en az 30 yıllık bir süreyi öngörür şekilde hazırlanmalıdır. Diğer enerji kaynaklarının geliştirilmesine ve güvenli kullanımına yönelik politikalar belirlenilmelidir. Ulusal enerji politikasının oluşumuna sivil toplum kuruluşlarının ve yerel halkın katılması sağlanmalıdır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılmak koşuluyla, yerel ölçekte rüzgar ve güneş gibi alternatif enerji kaynaklarından yararlanılmalıdır.

Tarım, amonyak ve metan gibi değişik emisyonların atmosfere karışmasına neden olmaktadır. Avrupa amonyak emisyonunun %90'ı çiftlik hayvanları ve kimyasal gübrelerden kaynaklanmaktadır. Kimyasal gübre kullanımı, bir sera gazı olan azotdioksit emisyonunu da artırır. Azot ve fosfor içeren gübrelerin kullanımı azaltılmalıdır.

Biz neler yapabiliriz?
Enerji dostu ampuller kullanılmalı.
Televizyonlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
Doğru ışıklandırma kullanılmalı.
Klima yerine vantilatör kullanılmalı.
Evler ısı kaybına karşı yalıtılmalı.
Eşyalar, radyatörleri kapatmayacak şekilde yerleştirilmeli.

Su kaynaklarının kıtlığı da bir başka önemli sorun. Ancak, alınabilecek önlemler de yok değil.
Diş fırçalama, bulaşık yıkama, traş esnasında musluk açık bırakılmamalı.
Daha az su tüketen yeni teknoloji klozetler kullanılmalı.
Klozetlere asılan temizleme maddeleri kullanılmamalı.
Çamaşır suyu tüketimi en aza indirilmeli.
Akan tesisatlar onarılmalı.
Hortumla sulama ve yıkama yapılmamalı.
Suyu, kireç ve bakterilerden arındıran filtreler kullanılmalı.

Çevre örgütleri, tüketicileri ulaşım sektörü konusunda da uyarıyor.
Bu sektör, yenilenemeyen enerji kaynaklarının baş tüketicisi ve sektörde kullanılan gazların emisyonları, hava kirliliğine, iklim değişikliklerine neden oluyor.
Toplu taşıma araçları tercih edilmeli.
Kısa mesafelere arabayla gitmek yerine, yürümeli.
Kurşunsuz benzin tüketen araçlar tercih edilmeli.
Aracın taşıma kapasitesi aşılmamalı.
Uzun duraklamalarda aracın kontağı kapatılmalı.

Çevre örgütleri, tüketicilere geri dönüşümü bir yaşam tarzı olarak benimsemelerini, alışveriş sırasında aşırı tüketimden kaçmalarını öğütlüyor.
Tüketicilerin özenli davranması gereken en önemli konuların başındaysa ambalaj tüketimi geliyor. Zira plastik ambalajların doğada kaybolma süresi bin yılı buluyor.
Tüketiciler, uzun ömürlü ürünlere yönelmeli.
Geri dönüştürülemeyen ambalajlarda satılan ürünler alınmamalı.
Başta PVC olmak üzere, plastik ambalajlardan kaçınmalı.
Şişe ve kavanoz gibi cam ürünler tercih edilmeli.
Plastik poşet ve yiyecek kapları gibi ürünler yeniden kullanılmalı.
Alışverişlerde plastik poşet kullanılmamalı.
Cam malzemeler, organik çöplerle birlikte atılmamalı.

Gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen bilgisayarların yarattığı kirlilik de azımsanacak gibi değil.
Elektrik tüketimi daha düşük modeller alınmalı.
Yazıcıdan kağıt çıktısı alınması asgariye indirilmeli.
Bilgisayarlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
Kullanılmayan bilgisayarlar atılmamalı.


Devlet Olarak küresel ısınmaya karşı yapılabilecekler :

Öncelikle Türkiye'nin gerçekçi bir sera gazı değerlerini belirlemek
Hidrolik enerjiden en fazla yararlanmak.
Rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik etmek.
Boş arazileri ağaçlandırmak.
Orman yangınlarını kontrol etmek.
Termik santrallerde, iyi yakma metotlarını geliştirmek ve kaliteli yakıt kullanmak.
Isınma amaçlı yakıtları kontrol etmek.
Halkı bilinçlendirmek.
Tarım politikasını gözden geçirmek.
Turizm planlamasını yeniden yapmak.
Yerel Yönetimlerin küresel ısınmaya karşı yapabilecekleri :

İklim değişiminin etkilerini çocuklarımız ve onların çocukları daha çok yaşayacaklar. Bu nedenle, okullarda iklim değişimi konusunda eğitici programlar düzenlemek.
Enerji ve su tasarrufunu projelendirerek uygulamaya sokmak.
Yeni su kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynakları bulmak.
Sera gazlarını azaltacak önlemleri ve denetimleri artırmak.
Altyapı ve yerleşim planlamalarında iklim değişimi etkilerini göz önüne almak.
Büyük şehirlere göçü cazip halden çıkartmak, geri göçü özendirmek.
Birey Olarak küresel ısınmaya karşı yapabileceklerimiz :
Evde en çok kullanılan 5 ampülü en az enerji tüketen cinslerle değiştirmek. 2.5 milyon evde yapılan bu uygulama ile 1 yılda 800.000 aracın atmosfere verdiği sera gazına eşdeğer tasarruf yapmış oluyoruz. Aynı zamanda elektrik faturamız da düşük gelecektir.
Evlerdeki 2. televizyonları teke indirmeliyiz. Klimaların filtrelerini 3 ayda bir değiştirmeliyiz. Kirlenen filtreler hava akışını yavaşlatacağından cihaz daha fazla enerji harcayacaktır.
İşyerinize veya evinize alacağınız yeni ekipmanların mutlaka enerji tasarrufu fazla olanlarını tercih edin.
Su kullanımındaki savurganlık, hem enerji tüketimini, hem de su tüketimini artırmaktadır. Örneğin, diş temizliğinde ve traş olurken musluklar mutlaka kapatılmalıdır.
Tuvaletlerin sifonları, sızıntılara karşı gözden geçirilmelidir.
Ekili hobi bahçenizi mutlaka küçültün. Sulama gerektirmeyen alanları büyütün. Az sulama gerektiren bitkiler dikin.
Aracınızı hortumla değil de kova su ile yıkayın.
Evinizde ve işyerinizde, kullanmadığınız zamanlarda, TV, radyo, bilgisayar gibi elektronik cihazların fişlerini çekin.
Yaz aylarında evinizin güneş alan penceresine beyaz perde takın ve gün boyu kapalı tutun.
Ağaç dikin. Her ağaç atmosferden önemli ölçüde sera gazı (CO2) emer.
Yakın mesafelere yürüyün. Uzun mesafeler için metro ve tramvayı tercih edin.
Tüketimi azaltın.
Aracınızı düşük hızda kullanın. "Para sizin olabilir ama dünya hepimizin."


Devamını okuyun...>>

İnsanların yaşayamadığı ortamlarda yaşayan canlılar...

Canlı yaşamın nerede başlayıp nerede bittiğini bulmak sanırım imkansız. İnsandan elli kat uzun yaşayabilen Ginkgo Biloba(ağacı) ilk olarak 1691 yılında japonya’da bir manastrın bahçesinde bulmuş. Ginkgo Biloba ortalama 1000 yıl yaşıyor. Çin’de3500 yaşinda olanları varmiş.

Okyanusun dibinde, yerin yedi kat(mesela üçbin metre) altında karanlıkta basınçlı ortamda, ya da kayaların en içinde yaşayan canlılar var. Bir nükleer santraldaki atom reaktörünün çekirdeğindeki radyoaktif ortamda yaşayabilenler var. Şiddetli asit, baz, tuz ortamında, yüksek sıcaklıktaki gazların, lavların içinde, hatta tümüyle susuz ve gıdasız ortamda bile yaşayabilen canlılar bulunuyor.

Bize göre yaşanamaz derece aşiri fiziksel koşullarda yaşayan genellikle tek hücreli canlılara “Ekstremofil” deniyor.. Bunlar gelişmeleri için bizim aşırı saydigimiz koşullara gerek duyuyor, bizim yaşadigimiz koşullarda genellikle yaşayamıyorlar.(Burada aşırı terimi insanı merkez alan (antroposantrik) yaşam koşulları değerlendirmesine göredir.)

Ekstremofillerin çok büyük bir kismi Archaea'lardan olduklarindan bu iki terim birbiriyle kariştirilabilir. Archaea'lar ana grubu altında şu sınıflar bulunuyor. Crenarchaeota, Euryarchaeota, Halobacteria, Methanobacteria, Methanococci, Methanopyri, Archeoglobi, Thermoplasmata, Thermococci, Korarchaeota.. Ekstremofiller grubundan bazi diğer örnekler de şunlar.

Alkalifiller: Soda gölleri gibi bazik ortami severler. Optimal gelişmeleri 10 pH derecesinin üstünde olur. Bazik maddelerin pH dereceleri 7-11 arasinda degişir. Alkalifillerin bedenlerinin pH düzeyi "9" civarinda. Ancak içinde yaşadiklari ortamin pH derecesi daha yüksek olmalidir. Bedenlerini doğru pH derecesinde tutmayı başarmaları vücutlarından dışarıya gereken hızda hidrojen iyonu(H4) pompalamalari sayesinde oluyor. .
Barofiller: Optimum yaşamlari okyanus dipleri gibi yüksek hidrostatik basinç altindadir.

Endolit’ler: Kayalarin içinde, mineral tozlarin gözenekleri arasinda yaşayan ekstremofil(archaea, bakteri veya mantar) organizmalar. Yerin 3000m kadar altindaki kayalarin içinde yaşayabildikleri bilinmekte, ancak bundan daha derinlerde de yaşayabilmelerinin muhtemel oldugu düşünülüyor.
Asidofiller: Asitli ortam seviyorlar. Bunların Optimum gelişmesi için ortamin pH derecesi 3 veya alti olmalı. Yani şiddetli asitli ortamlarda yaşıyorlar.
Halophile: Aşırı tuzlu ortamlarda yaşıyorlar. (en az 0.2 M tuza doygun eriyik).(İsimleri grekçe "tuz seven" demek). En yaygin grubu bir archaea grubu olan "halobacteria" lar. İç denizlerdeki tuz göllerinde yaşıyorlar.
Methanojen: "metan üreten" demek. Hidrojen ile karbon dioksitin reaksiyonundan metan gazi üreten mikroorganizmalar.(En basit hidrokarbon olan metan kimyasal formülü CH4 olan bir gaz).
Thermophile'ler: 60°C kadar sicakliklarda yaşayan genellikle archaea tipi organizmalar. ,
Hipertermofil'ler: Aşiri yüksek sicakliklarda yaşıyorlar (60°C - 113°C gibi)
Oligotrof’lar: Gıda kıtlığı olan yerlerde optimal gelişme gösteriyorlar.
Psychrophile'ler: 15°C ve alti sicakliklarda yaşıyorlar.
Toxitolerant: Örnegin "benzen" gibi kimyevi maddelerin yogun bulundugu zehirli ortamlarda, ya da nükleer reaktörün çekirdegindeki soğutma suyunda yaşayabiliyorlar. Örnegin “Deinococcus radiodurans”. Bu arkadaş insanı bir hafta içinde kesin öldüren “”1000rad”” radyasyonun bin katı (bir milyon rad) radyasyonda yaşamayı sürdürebiliyor. 3 milyon rad altında bile yaşayanları var. Bu süper bakterinin akıllara durgunluk veren radyasyon bombardımanından sağ çıkabilme nedeni DNA’larını tamir edebilme yeteneğinden kaynaklanıyor. Bütün organizmalar DNA’larını iyi kötü tamir edebiliyor. Meydana gelen iki üç kopuğu aynı anda onarabilmesi sık karşılanan bir durum. Ama Radidurans aynı anda 500 kopuğu bile tamir edebiliyor.

Xerotolerant: Suyun hemen hemen olmadigi ortamlarda yaşayabilen "susuzluga dayanikli" organizmalara deniyor(örn: endolith'ler ve halophile'ler).

Bazi ekstremofiller birkaç gruba birden düşebilir. Ekstremofil olmayan organizmalara mezofil deniyor. İnsanlara zararli (patojen) mikroorganizmalarin çogunlugu mezofil.

Hamamböceğini hangi gruptan saymak gerekir bilmiyorum. Hamamı biz türkler icat etmişiz ama bu böcek de doğanın belki de en büyük icatlardan biri.

Hamam böceklerinin çok üstün özellikleri varmış;
1. Dinozorlar devri öncesinden bu yana gezegenimizde bulunan nadir yaratiklardanmış. Yaşama azmi ve becerisi çok yüksek.
2. Çok yüksek radyoaktivite ortaminda bir reaktörün çekirdeginin içinde bile yaşayabiliyor.
3. Uzaydan yeryüzüne atsaniz düştügünde kalkip yürüyerek gidebilecek tek yaratik.
4. Bedeni darbelere mukavim. Insan bedeninin ayni dayanikliliga sahip olabilmesi için derisinin en az 40mm çelik zirhla kapli olmasi gerekirmiş.
5. Hiç beslenmeden yemeden ve içmeden 6 ay yaşayabiliyor. Onu bir kibrit kutusuna hapsederseniz kartonun liflerinden beslenerek 6 ay kadar yaşayabiliyor. **Aklınıza gelen hemen herşeyi yiyip kendine gıda yapabiliyor. İnsanların yiyebildiği herşeye ilave olarak kağıt, odun, deri, sigara izmariti, diş macunu, zamk, kahve telvesi, sabun, bok, kumaş, ayakkabı, boya, duvardaki duvar kağıdının arkasındaki yapışkan, insan saçı, insan tırnağı dahil bedenin her dokusu(özellikle ceset iken)
6. 4000 kadar türünün boyu birkaç milim olanından 9cm boy 18cm kanat genişliğine 50 gram ağırlığında kuş gibi olanına kadar bulunan kendi başına bir hayvanlar alemidir bu yaratık. En meşhurları sarışın(alman) ve amerikan tipleridir. En modern evlerin içine sızma ve orada sürekli yaşayabilme başarısını gösteren belki de tek yaratıktır. Bunların Madagaskar’da bacakları dikenli ve hısss diye hıslayan tipleri varmış.
7. Genellikle ışıktan korktukları sanılıyor. Oysa tam tersine ışığa(gece ışıklı bir eve) yönelirler. Ancak karanlıkta avlanmayı severler ve ışıkta bir yaratık(insan) gördüklerinde kendilerini avlayabilecekleri korkusundan dolayı hızla kaçarlar. İnsan eğer o hızla koşabilseydi hızı jet uçağını geçerdi. Eğer gece kalkıp ışığı açtığınızda bunlardan bir tanesini kaçarken gördünüzse bilmelisiniz ki en az 100 tanesi size görünmemeyi başarmıştır.
8. Dişisi bir kere döllendiğinde bir daha döllenmeden ömrünün sonuna kadar 8 defa yumurtlayabilir. Bir yumurta kesesinden 50 100, ömrü boyunca 500 yavru üretebiliyor. Havasız ortamda 1 saat, kafası kopmuş olarak bir hafta, hiç yemeden de aylarca yaşayabilir. Kalbinin atışını yavaşlatabilme yeteneği var. Bir nükleer reaktörün çekirdeğine girebilir. Büyük bir nükleer radyasyonun ardından da hayatta kalabileceği bilinen tek yaratıktır.


Devamını okuyun...>>

Deniz suyundan içme suyu nasıl elde edilir ?

Deniz suyundan içme suyu nasıl elde edilir? Maliyet yaklaşık olarak nedir?


Deniz suyunu tuzundan arındırmanın bir yöntemi, suyu basınçlayıp içinden metan gazı pompalamak. Suyun yüzeyinde hemen, metan ve su moleküllerinden oluşan kristaller beliriyor. Bu kristalin yapısı yalnızca su ve metan moleküllerini barındırdığından, tuz geride kalmış oluyor. Kristalleri ayırıp erimeye bırakmak ve metan gazı buharlaşırken, oluşan saf suyu bir başka kapta toplamak mümkün.

Deniz suyundan içme suyu elde etmenin bir diğer yöntemi, ‘ters osmoz’ düzeneği. Osmoz bilindiği gibi, bir çözeltideki çözücünün, örneğin tuzlu sudaki suyun; yarı geçirgen olan, yani çözücüyü geçirip de çözüleni geçirmeyen bir zar üzerinden, görece düşük konsantrasyonlu bir bölgeden daha yüksek konsantrasyonlu bölgeye doğru diffüzyonuna deniyor. Şu bilinen noktayı vurgulamakta yarar var: Çözelti konsantrasyonunun artması, birim hacimdeki; çözünen unsura ait moleküllerin sayısının, toplam molekül sayısına oranının artması; buna karşılık, çözücüye ait moleküllerin sayısının toplam molekül sayısına oranının azalması anlamına geliyor. Yani bir çözeltinin konsantrasyonu ne kadar yüksekse, çözücünün konsantrasyonu o kadar düşüktür. Dolayısıyla; çözücü moleküllerinin, daha yüksek sayısal yoğunluğa sahip oldukları ‘düşük konsantrasyon’ bölgesinden, daha düşük sayısal yoğunluğa sahip oldukları ‘yüksek konsatnrasyon’ bölgesine doğru sızmaları, beklenen bir süreç. Bu süreç sonunda, iki bölgenin konsantrasyonları eşitleniyor. Çünkü; yarı geçirgen zarın çözücü için geçirgen olması, fakat çözülen unsur için olmaması, iki bölge arasındaki bu diffüzyon sürecini dürtükleyen bir kimyasal potansiyel oluşturuyor. Çözücü, zarın düşük konsantrasyon tarafından yüksek konsantrasyon tarafına, ta ki iki tarafın kimyasal potansiyeli eşitlenene kadar geçiyor. Ancak, zarın yüksek konsantrasyonlu, yani çözücünün sayısal yoğunluk oranının daha düşük olduğu tarafındaki basınç arttırılırsa, yani zarın iki yüzü arasına, diffüzyon yönüne ters yönde bir basınç farkı uygulanırsa, çözücünün diffüzyon hızı azalıyor. Basınç farkı arttıkça, daha da fazla... Diffüzyonu tümüyle durdurmak için gereken basınç farkına, ‘osmoz basıncı’ deniyor. Düşük konsantrasyon bölgesindeki basınç arttırılmaya devam eder ve osmoz basıncını aşarsa, çözücü bu sefer, ters yönde diffüzyona zorlanmış oluyor. Yani; düşük konsantrasyonlu bölgeden yüksek konsantrasyonlu bölgeye, yani çözücünün sayısal yoğunluk oranının daha düşük olduğu bölgeden daha yüksek olduğu bölgeye doğru sızmaya başlyıor. ‘Ters osmoz’ düzeneği, bunu başaran bir düzenek. Zarın yüksek konsantrasyon tarafına basınç uygulamak suretiyle, çözücünün bu taraftan, düşük konsantrasyon bölgesine geçişini sağlıyor. Daha kolay anlaşılır bir ifadeyle, ters osmoz; bir çözeltiyi, çözücüyü geçirip de çözüleni tutan bir filtre üzerinden pompalama olayı. Böylelikle, filtrenin yüksek basınç tarafındaki tuzlu su, diğer tarafında tuzsuz suya dönüştürülüyor. Deniz suyunu tuzundan bu yöntemle ayırmak da mümkün. Yaygın olarak kullanılıyor.

Deniz suyunu bir de, atmosfer basıncından daha düşük basınçlarda ve dolayısıyla 100 °C’nin hayli altında kaynamaya bırakmak suretiyle ‘damıtmak’ mümkün.

Bu yöntemlerle deniz suyunda içme suyu elde etmek, doğal su kaynaklarını geliştirmenin maliyetine oranla %20 kadar pahalı. Nükleer enerjinin bu amaçla kullanılması halinde, daha da ucuzlayabilecek.


Devamını okuyun...>>

Grupla Çalışma Teknikleri...

Öğretmenlerin genel olarak sınıf içerisinde kullandığı teknikler olup, gruba dahil olan üyelerin(öğrencilerin) kendi ilgi ve istidatları doğrultusunda topluluk halinde belirlenmiş amaç veya amaçlara yönlendirilmeleridir. Grup çalışmasının esası her ferdin üzerine düşeni yapmasıdır. Amaca ulaşabilmek için bu şarttır. Grup çalışmasının özünde öğrencilerin bir konu veya problemle ilgili olarak birlikte konuşmaları ve çözüm yollarını aramaları vardır. Bunlaramaçlılık ve planlılıktır. Öğrencilerin bir hedefe yönlendirilmediği ve planlamanın yapılmadığı durumlarda grup çalışmalarından yararlanmak mümkün değildir.

Grup çalışmaları küçük gruplarla yapılması durumunda daha etkilidir. Öğrenci sayısının 25-30'u aşması durumunda grup çalışmasından verim elde etmek zorlaşmaktadır.

Eğitim örgütü olsun, başka örgüt olsun grup çalışması yapılabilmesi için; grubu yapılandıracak ve onları harekete geçirecek lider şarttır. Eğitim kurumlarında bu lider genelde öğretmendir. Fakat ideal olan oluşturulan gruptaki öğrenciler arasından seçilecek liderdir. Grup çalışmasına hem liderin hemde katılan öğrencilerin hazırlanmaları gerekir.

Grup tartışması, bireylerin öğretme-öğrenme sürecine etkin katılımı, etkili iletişim kurma becerisini, kubaşmasını&, olayları gözden geçirip, birlikte sonuca ulaşmalarını sağlayıcı bir yaklaşımdır.

Petersen grup çalışmasıyla ilgili araştırmalarını Jena Üniversitesi'nde uygulamış ve bu çalışmaya Jena Planı denmiştir. Bu plana göre; "Her öğrenci üç yıllık bir çalışmadan sonra gruba katılıyordu. Öğrenciler sabit yerlerde oturmuyorlardı. Öğrenci oturma yerini serbest olarak seçiyordu. Pedagojik duruma göre masalar ve sandalyeler oynatılabiliyordu. Her türlü ders çalışmasının çıkış noktasını öğrencinin tabii öğrenmesi oluşturuyordu. Okuldaki bu çalışmalar bu doğal öğrenmeye bağlanıyordu. Çalışmalar bireysel olarak veya küçük gruplar halinda yapılıyordu. Gruplar da kurs grupları, seviye grupları ve seçim grupları halinde ayrılmışlardı."

Tartışma bireysel öğretim tekniklerinden farklılık arzeder. Çünkü öğretmen ve öğrencilerin rolü farklılaşmıştır. Tartışma yaklaşımlarında öğretmen ya pasif dinleyici konumunda veya koordinatör durumunda kalmaktadır. Diğer bütün aktiviteler öğrenciler arasından seçilen temsilcilere yaptırılmaktadır.

Grup tartışmasının verimliliği, çalışmaların öğretmen merkezli olmasına bağlı olmayacak, grup üyeleri arasında kurulan iletişimin yoğunluğu oranında artacaktır. Planlı ve programlı birer faaliyet olarak yürütülen grup çalışmaları ve grup üyeleri arasındaki iletişimin sağlıklı olması tekniğin etkililiğini artıran önemli faktörlerdendir.

Grup çalışmalarında mutlaka bir grup lideri, üyeler ve grup çalışmalarını belgelendirecek sekreter bulunmalıdır.

Eğitim öğretim kurumlarında grup liderinin grup üyeleri tarafından sıra ile yapılması yeğlenmelidir. Lider, grubun lokomotifi olup, tartışmayı başlatmakla ve idarenin sevkiyle sorumludur. Lider, üyelerin tartışmaya etkin katılılımını sağlamaya gayret eder. Bir üyenin diğer üyelerin konuşma sürelerinden çalmalarına müdahale eder. Tartışmayı özetler, nitelikli bir tartışma yürütülmesini sağlar.

Grup üyeleri hem güzel konuşma hem de iyi dinleme, dinlediğini anlayıp yorumlayabilme yeteneğine sahip olmalıdır. Konuşmacı olan üyenin anlaşılır bir dil ile konuşması karşılıklı iletişim sağlama açısından önemlidir. Etkili bir anlatım ancak konuya önceden hazırlanmakla mümkün olmaktadır. Konuşmacı konusuyla ilgili yapacağı sunuyu önceden çalışmalı, prova etmelidir.

Sekreter ise grup çalışmasında alınan kararları not etmekle sorumludur. Tartışmayı yazılı olarak özetler ve öğretmenin de yardımıyla esas görevi olan tartışma raporunu(tutanak) hazırlar.

Grup tartışması, izleyenler arasından seçilen bazı öğrenciler tarafından gözlenir. Gözlemci öğrenciler, tartışmanın gelişimini, olumlu veya olumsuz yanlarını rapor ederler. Tartışma sonunda değerlendirme şarttır. Amaca ulaşılıp ulaşılmadığının tespiti, yanlışların düzeltilmesi, eksiklerin tamamlanması; grup lideri, üyeleri veya sekreterya hizmetlerindeki aksaklıkların belirlenmesi amacıyla değerlendirme şarttır. Grup tartışmasının değerlendirme aşamasında ; tartışmaya hakim olan(diğer öğrencilerden daha fazla konuşan) öğrenci olup-olmadığı, yetersiz durumların olup-olmadığı, bütün grup üyelerinin tartışmaya katılıp-katılmadığı, tartımada yetersiz görülen yerler var ise bu yetersizliklerin sebeplerinin neler olduğu gibi sorulara cevap aranmalıdır.

Serbest Grup Tartışması, Küçük Küme Çalışması, Panel, Sempozyum, Münazara, Dramatizasyon, Komisyon Çalışması, Forum, Kollegyum, Çember Tartışması gibi çalışmalar grup çalışmaları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmalarla ilgili ayrıntılı bilgiler kitabın ilgili bölümünde ayrıntılı olarak verilmiştir.

Grup tartışmasına sınıftaki öğrencilerin tamamı katılabileceği gibi bir kısmı da katılabilir. Grup tartışmasının esası, problemin çözümyollarını araştırmak, problemle ilgili çeşitli görüşler ortaya koymak ve nihayetinde grup üyelerinin ortak düşüncelerini ifade etmektir.

Grup çalışmasında iyi verim alabilmek için; tartışma konusu veya araştırma yapılacak konunun öğrenciler tarafından daha önceden ön bilgilerinin olması gerekliliği vardır. Öğrencilerin, tanıdığı ve ilgilerini çeken bir konuya karşı daha büyük bir zevkle çalışma yapacakları bilinmelidir. Tartışılacak problemin çok uzun tartışma veya olur-olmazla geçeştiriliverecek kadar kısa olmaması gereklidir.

Grupla tartışmanın birçok yararı vardır. Bu yararlar şunlardır:

1. Tartışma, istenen nitelikte uygulandığı takdirde grup içinde ve gruplar arasında etkili bir iletişim kurulup sürdürülmesini sağlamakta; iletişim yeteneğinin gelişmesine yardımcı olmaktadır.
2. Grubun sosyo-kültürel durumuna uygun olarak bilgi ve fikirlerin anlaşılmasını sağlar. Ortak ve bireysel sorunların çözümlenmesine yardımcı olur; fikir birliğine ulaşmayı kolaylaştırır.
3. Uzman ve danışmanların, problemi betimlemede, yeni problem çözme yolları önermede yardımcı olmalarını sağlayabilir. 4. Liderlik becerisini geliştirir.
5. Dinleyicilik özelliğini geliştirir.
6. Çelişkileri uzlaştırır.
7. Yorumlama becerisi geliştirir.
8. Bireysel öğrenme gücü geliştirir.
9. Analiz, sentez ve değerlendirme gücü kazandırır.
10. İstendik sosyal becerilerin kazanılmasına ve dengeli insan ilişkilerinin kurulmasına yardımcı olabilir.
11. Demokratik yaşama alışkanlığının kazandırılmasına yardımcı olur.

İlk kez 1957 yılında ABD'de Dr. Trump'un ortaya çıkardığı Ekiple öğretim yöntemi de grup çalışmalarının bir türüdür. Trump, "Okullar gelecekte büyük, küçük gruplar ve bireysel öğretimle ilgilenen çok geniş etkinlikler etrafında organize olacaklardır. Etkin bir organizasyon için en önemli husus konunun öğretmen grupları ve teknik asistanlar tarafından düzenlenmesidir." diyor.

Bu tanıma göre, grup çalışmasında etkili olabilmek için öğrencilerden daha fazla öğretmenlerin grup oluşturmaları vurgulanıyor. Öğretmenler ve ekipte yer alacak diğer ilgililer müşterek bir çalışma ile öğretim faaliyetlerini planlayacaklar, işleyecekler ve değerlendireceklerdir. Burada "bir elin nesi var, iki elin sesi var" atasözünden hareket edilmekte ve bir öğretmenin öğrencileri sevketmede düşebileceği yanılgıların önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Elbetteki 2-3 öğretmenin bir konuda hemfikir olmaları ve öğretim aşamasında bunu icra etmeleri öğrencilerin başarısını artıracaktır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Leyla Küçükahmet Öğretim İlke ve Yöntemleri, Ankara: Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu Matbası, Yayın no: 137, 1992, s.75-82)

Öğrencileri grup halinde çalışmaya teşvik etme ve araştırmaya yönlendirme ilkokullarda uygulanagelmiştir. Bu amaçla küme çalışmaları adı altında faaliyetler yapılmaktadır. Öğretim programlarında yer alan üniteler işlenirken küme ve sınıf çalışmaları adı altında öğrencilerin müşterek çalışmalarına imkân sağlanmaktadır. Bu tür faaliyetler öğretmen tarafından öğrencilerin durumu, ünitenin özellikleri, okulun imkânları gözetilerek planlanmaktadır. Özellikle ilkokulun birinci devresinde öğretmenin küme çalışmalarında dikkat etmesi gereken en önemli husus, öğrencilerin ilgi ve seviyelerinin dikkate alınmasının gerekli olduğudur. Küme oluşturulurken öğrenci ilgileri, yaşları, seviyeleri mutlaka dikkate alınmalı; öğrenciler mutlaka bir kümede çalışması için zorlanmamalıdır.

Küme çalışmaları şu bakımlardan yararlıdır:

a) Çocuk ilgi ve ihtiyacına uygun bir konuyu öğrenmek için kendi isteğiyle bir kümede görev aldığından daha çok istekle çalışır;
b) Bir kümenin üyesi bulunmaktan ve kümeye yararlı olmaktan ötürü kendine güveni artar, kıvanç ve mutluluk duyar;
c) Sorumluluk yüklenme, iş başarma, düşünme, kıyaslama, konuşma, tartışma, inceleme, araştırma, dinleme, eleştirme... yetenekleri daha çok gelişir.
d) Hayat boyunca baş vuracağı öğrenme yollarını kazanır.
e) İncelenen konuyla ifade, beceri etkinlikleri arasında tabii bağlar kurulur;
f) Küme içinde daha olumlu ve toplumsal davranışlar kazanır, başkalarıyla birlikte çalışmaya alışır;
g) Bu çalışmalarda en pasif çocuklara bile yapacakları iş bulunur;
h) Çalışmalar sırasında çocuklar birbirlerinden daha kolay öğrenirler;
i) Küme çalışmaları, bilgilerin ezberlenmesi yerine, sevilip sindirilmesini sağlayarak öğrencide olumlu davranış değişikliklerine imkân hazırlar.


Devamını okuyun...>>

HZ. MUHAMMED’in kronolojik hayatı...

M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan'ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe'ye saldırdı.
20 Nisan 571- İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed (s.a.v.) doğdu.
575 - Dört sene süt annesi Halime'nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü.
576 - Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine'ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ'da annesinin vefâtı.
578 - Dedesi Abdulmuttalib'in vefatı ve amcası Ebû Talib'in himâyesine girmesi.
583 - Amcası Ebû Talib'le Suriye'ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra'da Bahîra'nın, bu genç çocuğun beklenen son Peygamber olabileceğini sezmesi.
588 - Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati.
591 - Kureyş-Hevâzîn arasında dört yıl süren Ficar harbinde tarafsız kalması ve Hılf’ûl Fudûl Cemiyeti'ne girmesi, bununla hep iftihar etmesi.
595 - Hz. Hatice'nin kervanını Şam'a götürmesi, Meysere'nin Hz. Muhammed'e hayranlığı.
596 - Hz. Hatice ile evlenmesi, Ebû Talib’in nikâh töreninde konuşması.
598 - Oğlu Kasım'ın doğması. (Kendisine Ebul Kasım denilmesi).
599 - Hz. Ali’nin doğması.
600 - Kızı Zeyneb doğdu,
604 - Kızı Rukiye doğdu,
608 - Kızı Ümmügülsüm doğdu.
608 - Muhammed’ül Emîn denilen Hz. Muhammed’in Kâbe hakemliği.
610 - Hira mağarasında (Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde) ilk vahyin gelişi, peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm'a davet etmesi. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir,Hz. Ali ve Hz. Zeyd’in müslüman olmaları. *Kızı Hz. Fatma'nın doğumu.
613 - Üç yıl gizli davetten sonra Safâ Tepesi’ne çıkıp açıktan davete başlaması.
615 - Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz.Ömer liderliğindeki 14 müslümanın Habeşistan'a hicreti. Putperest müşriklerin zulüm ve işkencelerini iyice artırmaları üzerine müslümanların Dâr’ul Erkam’a sığınmaları.
616 - Hz. Hamza ve Hz.Ömer'in müslüman olmaları.
- İran Hükümdârı Perviz’in, Suriye ve Mısır'ı zabtetmesi.
617 - Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer- i Tayyar liderliğindeki (13 kadın, 77 erkek) 90 müslümanın ikinci Habeşistan hicreti. Müşriklerin muhacirleri geri istemesi.
- Habeş Necâşî’sinin, Hz. Câfer’in okuduğu ayetlerden etkilenerek, bunu reddetmesi.
- Kureyş kabilesinin Haşimoğulları'yla münâsebeti keserek boykot ilanı.
619 - Kureyş’in üç senelik ablukayı kaldırması. Hz. Hatice ve hemen peşinden Ebû Talib'in vefatı. Müslümanların sevinçle üzüntüyü bir arada tatması (Hüzün Yılı).
620 - Peygamberimizin İslâm'a davet için Taif'e gitmesi. Ağır hakaretlere uğrayarak Mut’im bin Adiy himâyesinde geri Mekke'ye dönmesi.
- İsrâ ve Mi'rac Olayı. Allâhu Zülcelâl’in Peygamberimizi onurlandırması.
- Peygamberimizin hac münâsebetiyle dışarıdan gelen yabancılarla görüşmesi.
- I. Akabe Biatı. Medineli (Yesribli)12 kişinin müslüman olması. Beş vakit namaz farz kılındı.
621 - II. Akabe Biatı. Peygamberimiz geçen yıl Medinelilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab b. Umeyr’i göndermişti. Mus’ab’ın gayretiyle 75 kişilik Evs ve Hazreçli, Peygamberimizle gizlice buluştu, O’nu Medineye davet etti.
622 - Hz. Muhammed'in, dostu Hz. Ebû Bekir’le Mekke'den Medine'ye hicreti. Hicrî takvimin başlangıcı.
- Rasûlullah'ın Kuba Mescidi'ni yaptırması. Ranuna vadisinde ilk Cuma namazını kıldırması ve ilk hutbeyi okuması. Neccâr oğullarının Rasûlullah’ı Medineye götürmesi.
- Ebû Eyyûb el Ensârî’nin evinde 7 ay misafir kalması.
- Muhacirlerle Ensar arasında kardeşliğin kurulması.
- Mekke’de nişanlandığı, Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Aişe ile evlenmesi.
- Bizanslıların Suriye ve Mısır'ı İran’dan (Sâsânîler’den) geri alması.
623 - Medine'de Mescid-i Nebevî'nin ve Hâne-i Saâdet’in yedi ayda inşâsı.
- Ezanın meşrû kılınması. İlk nüfus sayımı.
- Mescidin önünde fakirleri barındırmak için Suffa yapılması.
- Kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan, Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe-i Muazzama'ya çevrilmesi.
- Müslümanlarla Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşması.
- Medine İslam Şehir Devleti' nin ilk anayasasının hazırlanması.
- Medine Şehir (site) Devleti'nin kurulması. Yönetimin başına Allah Rasûlünün geçmesi.(Müslümanlar hicretle; ezilen horlanan bir cemaatten devlete geçmişlerdi. Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke’de yalnızca bir peygamberdi. Şimdi ise hem peygamber, hem de bir devlet başkanı idi).
- Cihada izin verilmesi.
624 - İslam'da ilk harb olan şanlı Bedir zaferi ve küfrün elebaşısı Ebû Cehil'in öldürülüşü (Yerine Ebû Süfyan’ın geçmesi).
- Ramazan orucunun ve zekâtın farz kılınışı. İlk bayram namazı.
- Peygamberimizin kızı ve Hz Osman'ın hanımı Rukiye'nin vefatı.
- Peygamberimizin kızı Hz. Fatma ile Ebû Talib'in oğlu Hz. Ali'nin evlenmesi.
- Yahudilerin müslümanlara karşı düşmanca harekete başlamaları, münâfıkların türemesi.
625 - Uhud harbi, Hz. Hamza'nın şehid olması.
- Hz. Hasan’ın doğumu (Ramazan ayında)
- Peygamber Efendimizin Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evlenmesi.
- Reci’ vak’ası: İslâm’a davet için çevre kabilelere gönderilen muallimlerden dördünün şehid edilmesi, Zeyd ve Hubeyb’in Mekkeliler’e satılması ve şehid edilmesi.
- Bi’r-i Maûne faciası: Necid’e gönderilen 70 muallimin şehâdeti.
- Benî Nâdir Gazvesi: Şımaran Yahudilerin sürgün edilmesi.
- Hz. Hüseyin’in doğumu. (Şaban ayında)
- Tercüme işlerinde Yahudilere güven kalmadığından Hz. Peygamberin Zeyd b. Sabit'e İbrânice öğrenmeyi emretmesi.
626 - Dûmetü’l Cendel Gazvesi. Suriye'de toplanan eşkıyalar dağıtıldı.
- Peygamberimizin Ümmü Seleme ile evlenmesi.
- İçki ve kumarın haram kılınması.
627 - Hendek (Ahzab) Harbi: Medine'yi kuşatan müşriklerin perişan olmaları.
- Hendek harbinde hainlik eden Benî Kureyza Yahudilerin cezalandırılmaları.
- Peygamberimizin, halasının kızı Cahş kızı Zeyneb’le evlenmesi.
- Müreysî (Benî Mustalık) Gazâsı: Bu kabile Medine’ye saldırmak istediğinden susturuldu. Dönüşte ifk (Hz. Aişe’ye iftira) dedikodusu yayıldı.
- Teyemmüm meşrû kılındı.
628 - Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları ağır görülen bu antlaşma müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekke müşrikleri İslam Devleti'ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes süresi içinde Peygamberimiz (s.a.v.) Kureyş tarafından emîn olarak tebliğ faaliyetlerini rahatça sürdürebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarını İslâma davet fırsatını buldu. Mektuplar göndererek onları İslâm’a çağırdı. (Bizans İmparatoru Heraklius’a, İran Kisrâsı Perviz’e, Mısır Azîzi Mukavkıs’a, Habeşistan Necâşîsi’ne, Yemen Vâlisi Bâzân’a, Bahreyn, Umman, Dımeşk (Şam) ve Yemâme emirlerine elçiler ve mektuplar gönderdi. Yemen Vâlisi, Bahreyn ve Umman emîri, Habeş Necâşîsi (gizli) Müslüman oldu. Heraklius ile Mukavkıs elçilere iyi davrandı.)
- Hayber'in Fethedilmesi. Hz. Ali'nin dillere destan kahramanlıklar göstermesi, Yahudilerin baş cengâveri (savaşçısı) Merhab'ı bir hamlede yere sermesi.
- Fedek Yahudileri’nin vergiye bağlanması.
- Bir Yahudi kadının Hz. Muhammed'i (zehirli etle) zehirleme girişimi.
- Peygamberimizin Hz. Safiyye ile evlenmesi.
- Mut’a nikâhının yasaklanması.
- Mekke'den Habeşistan'a göçmüş olan müslümanların Câfer-i Tayyar başkanlığında Medine'ye dönmeleri. Necâşi tarafından Peygamberimize gıyaben nikâhlanan Ümmü Habibe vâlidemiz de bu kafiledeydi.
- Bizans-İran savaşı. İran’da müthiş veba salgını.
629 - Hudeybiye Antlaşması hükümlerine göre müslümanların Kâbe'yi ziyaret etmeleri (Umret’ül Kazâ).
- Halid bin Velid ve Amr İbnü’l As'ın müslüman olup Medine’de müslümanlara katılması.
- İran’ın Yemen Vâlisi Bazan’ın Müslüman oluşu.
- Mu’te Harbi. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha'nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid’in askerî dirâyeti sayesinde üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zâyiat vermeden geri çekilmesi. Mu’te Savaşı, Suriye’de müslümanların Bizans'la ilk karşılaşması idi.
- Zâtu’s-Selâsil Olayı’nda Amr İbnü’l As’ın kumandanlık etmesi.
630 - Mekke'nin Fethi, Kâbenin putlardan temizlenmesi. Gâlibin mağlupları toptan affederek dünyada eşine rastlanmayan bir büyüklük göstermesi. İşte İslâm İnkılâbı!..
- Ebû Süfyan ve oğlu Muaviye’nin Müslüman oluşu.
- Huneyn Gazâsı ve Evtas Savaşı.
- Taif’in muhasarası, putlarının Ebû Süfyan ve Mugîre’nin eliyle yıkılması.
- Savaş esirleri arasında (Halime’nin kızı) süt kardeşi Şeymâ’yı görünce serbest bırakması ve Hevâzîn heyetine bütün esirlerin serbest bırakıldığını bildirmesi.
- Savaş ganimetlerinden müellefe-i kulûba (kalpleri islâma ısındırılacak olanlara) hisse verilmesi.
- Çevredeki bazı Arap emirliklerine elçiler göndermesi.
- Kasîde-i Bürde şairi Kâ'b bin Züheyr'in Peygamberimizin huzuruna gelerek “Bânet Suâdü” diye başlayan meşhur kasîdesini okuması ve "Peygamber etrafı aydınlatan bir meşaledir, her fenâlığı kökünden kazıyan Allah'ın kılıçlarından biridir" beytini söyleyince Efendimizin çok memnun olması ve Hırka-i Şerîf’ini hediye etmesi.
- Kızı Hz. Zeyneb'in vefatı. Eşi Mâriye’den oğlu İbrahim’in doğumu.
- Mescid-i Nebevîde üç basamaklı bir minber yapılması.
- Tebük Seferi. Peygamberimizin son gazâsı. Bir çatışma olmadı ama çok zor şartlar altında dünyanın en büyük devleti olan Bizans’a karşı 30 bin kişilik bir ordunun gönderilebilmesi askerî ve siyâsî bir zaferdir.
- Münafıkların Tebük Seferi'ne katılmaktan kaçınmaları ve toplandıkları fesat yuvası Mescid-i Dırar'ın yıktırılması.
- Sulh ve sükûn devresi. Elçiler yılı (Senetü’l Vüfûd). 70 kadar kabileye heyetler ve muallimler gönderilmesi, bütün kabilelerden gelen heyetlerin Müslüman olduklarını arz etmeleri.
- Sevgili oğlu İbrahim'in vefatı. Necâşî için gâib namazı kılması.
631 - Hz. Ebubekir’in hac emirliği.
632 - Peygamberimizin (ilk ve son) Vedâ Haccı ve yüz bini aşkın hacıya yaptığı Vedâ Hutbesi. İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’nden asırlarca önce insan haklarının ilânı.
- Müslümanlığın hemen hemen bütün Arabistan’a yayılması. (M. Hamîdullah’ın tahminine göre müslümanların sayısı bu sırada 400. 000 idi.)
- Peygamberimizin Bakî Mezarlığı'na esrârengiz bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü'minleri selamlaması ve şehidlere duası.
- Vefâtından üç gün önce Hz. Ali ile Fahd’a dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması, ashâbına hayır temennîlerde ve son tavsiyelerde bulunması.
Fazîlet dolu nurlu bir hayattan sonra bu fânî âlemden ebedî âleme göç etmeleri ve ruhunun Refîk-i A’lâ’ya (Yüce Dost'a) yükselişi.


Mustafa TAŞÇI (Eğitimci-Yazar)
“Nesillerden Nesillere Armağan Sözler Hazinesi” adlı eserden.


Devamını okuyun...>>

IQ değil EQ önemli...

Mevlana ile Hitler'in entelektüel zekâlarının aynı olduğunu ifade eden pedagog Ali Çankırılı, önemli olanın EQ yüksekliği olduğunu ifade ediyor. Çocukların hem okulda hem de sosyal hayatta başarılı olmaları için IQ'larının yüksek olması yeterli gelmiyor. Zafer Dergisi'nin ocak sayısında konuyu değerlendiren pedagog Ali Çankırılı, çocukların başarısı için yüksek IQ'ya sahip olmalarının ve maddi ihtiyaçlarının giderilmesinin yanı sıra onlara yeterli sevgiyi, ilgiyi, güveni, yardımlaşmayı ve paylaşmayı kazandırarak EQ'larının yükseltilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Entelektüel ve akademik zekâ (IQ)'yla beraber duygusal zekâya (EQ)da sahip olan öğrenciler, hem öğretim hayatında, hem de sosyal hayatta aynı IQ'ya sahip yaşıtlarına göre daha başarılı oluyor. Araştırmalar, mutlu bir aile ortamında yetişen, seven, sevilen, paylaşmasını bilen, inançlı, faziletli, kendisiyle ve içinde yaşadığı toplumla barışık insanların yüksek duygusal zekâya sahip olduklarını, en zor şartlar altında bile ümitlerini yitirmediklerini gösteriyor.

Temeller ailede atılıyor

Duygusal zekânın temelleri ise ancak bebeklik ve çocukluk yıllarında atılabiliyor. Ailede adam yerine konmayan, sevilmeyen, horlanan, şiddete ve baskıya maruz kalan çocukların duygusal zekâları gelişmiyor. Sevgi ve güven duygusunu yaşayarak kazanmamış çocukların insanlara güveni olmadığı gibi kendisine de güveni olmuyor. "Eti sizin, kemiği benim" mantığıyla çocuğun eğitimini sadece öğretmenlerden bekleyen aileler, çocuklarının duygusal zekâlarının gelişmesini engelliyor.

Mevlana ve Hitler farkı

Ali Çankırılı'ya göre bir mafya babasının IQ'su kesinlikle bir buluşa imza atan bilim adamının IQ'sundan aşağı değil. Aynı şekilde tarihin gelmiş geçmiş büyük diktatörleri, terör örgütü liderleri hep IQ'su yüksek insanlar. Mevlana'nın IQ'su ile Hitler'in IQ'su hemen hemen aynı. Mevlana'nın insanlar arasında ayırım yapmaksızın herkese kucak açmasına, Hitler'in ise insanları fırınlarda yakmasına sebep olan fark ise Mevlana'da EQ'nun yüksek, Hitler'de düşük olması.

Hitler örneğinde olduğu gibi yüksek bir IQ'ya; fakat düşük EQ'ya sahip insanlar entelektüel zekâsını kendi ihtirasını ve egosunu tatmin yolunda harcıyor. Çankırılı'ya göre bankaları boşaltarak binlerce insanın birikimini kendi kasalarına indirenler de entelektüel zekâsı yüksek, duygusal zekâsı düşük kimseler.


Devamını okuyun...>>

Ermeni sorunu

Giriş

Ermeni sorunu, �Osmanlı imparatorluğunun Türkiye Cumhuriyetine tarihi bir hadise� olarak miras bıraktığı bir konudur. Bu konu kesinlikle �siyasi veya hukuki sorumluluk yükleyen bir sorun� mahiyetinde değildir. Bu husus Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesini gerçekleştiren ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunun uluslar arası temelini teşkil eden, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan barış antlaşması ile teyit edilmiştir.

Türklerin 11 nci yüzyılda Anadolu�ya gelişleri ile başlayan bin yıllık Türk-Ermeni ilişkilerinin son 125 yıllık döneminin sorunlarla yüklü olduğu tarihi bir gerçektir. Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde gündeme gelen ermeni sorununun doğmasında ve gelişmesinde imparatorluğun iç şartlarından ziyade Avrupalı büyük güçlerin istismar, tahrik ve teşvikleri etkili olmuştur.

1774 Küçük Kaynarca antlaşmasında Rus Çarlığına �Osmanlı topraklarındaki Ortodoks tebaanın koruyuculuğu� hakkının tanınmasıyla ortamı hazırlanan, 1856 Paris antlaşması ile Kırım harbinin galibi Osmanlı Devletinin hem Avrupalı müttefiklerine hem de harbin mağlubu Rusya�ya �Gayrı Müslim tebaası için gerekli ıslahatı yapacağı taahhüdünde� bulunmasıyla temeli atılan, 1878 Berlin antlaşması ile Osmanlı devletinin �Doğu Anadolu�da yapacağı ıslahat ve alacağı asayiş tedbirlerinin icrasına ilgili devletlerin nezaret edeceğini� kabulü suretiyle fiilen yürürlüğe konulan �Ermeni planı�, başlangıçta Rusya, bilahare İngiltere ve Fransa tarafından tüm güçleriyle desteklenmiştir. Bu suretle yaratılan ve birbirini takip eden isyanlarla tırmandırılan Ermeni tedhiş ve terörü, Birinci Dünya Harbinin başlangıcında katliam ve düşmanla fiili işbirliği boyutlarına varınca, Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915 tarihinde �Tehcir ve İskana Dair Geçici Kanun�u kabul ederek yürürlüğe koymuştur.

Medeni insanın idrakini zorlayan bir kin ve nefret tezahürü ermeni cinayetlerinin, 1973-1985 yılları arasında Türk diplomatlarına yönelik olarak sürdürüldüğü ve 41 diplomatımızın şehit edildiği de malumlarıdır.

Tarihi Süreç İçinde Ermeniler

Ermeniler Doğu Anadolu�ya anayurt olarak sahip çıkabilmek için bu bölgedeki tarihi ve kültürel varlıklarının binlerce yıllık bir maziye sahip olduklarını türklerin ermeni topraklarını işgal ettiklerini ileri sürmektedirler.

Ancak, Ermeni tarihçileri bile Ermenilerin kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildirler. Bu da Ermeni anayurdunun neresi olduğunu tartışmalı kılmaktadır. Bu konuda Ermeni tarihçilerinin çatışan ve çelişen görüşlerini şöyle sıralayabiliriz :
Ermenileri Nuh Peygambere dayandıran görüş.
Ermenileri Urartulara dayandıran görüş.
Ermenileri Urartu bölgesini işgal eden bir Trak-Frig soyuna dayandıran görüş.
Ermenileri Güney Kafkas ırkı olarak kabul eden görüş.
Ermenileri bir Turan ırkı olarak kabul eden görüş.
Anadolu�nun 15 bin yıldır yerleşik ya da göçebe çeşitli kavimlere yurt olduğu düşünülürse, Ermenilerin Doğu Anadolu�ya tek başlarına ve yurt olarak sahip çıkmalarının ve Doğu Anadolu�da 3-4 bin yıldır mevcut olmalarının mümkün olmadığı görülecektir. Ermenilerin bir zamanlar toplu olarak oturdukları, bugün Ermenistan Cumhuriyeti ile ona komşu Türkiye sınırları içinde kalan bu bölgede tarihin kaydettiği dönemlerde aşağıdaki medeniyetler hüküm sürmüşlerdir.

M.Ö.521 - 344 Pers vilayeti,

M.Ö.344 - 215 Makedonya İmparatorluğu�nun bir parçası,

M.Ö.215 - 190 Selefkitlere tabi bir vilayet,

M.Ö.190 - M.S.224 Roma İmparatorluğu / Partların bir parçası,

M.S.224 - 5.Yy. Sasaniler ile Roma İmparatorluğu�nun bir parçası,

5.Yy. �7. Yy. Doğu Roma İmparatorluğunun vilayeti,

7. Yy. - 10.Yy. Arap egemenliğinde bir toprak parçası,

10. Yy. - 11. Yy. Bizans vilayeti olmuş ve

11. Yy.�dan başlayarak bölgeye Türkler gelmişlerdir.

Bu denli çeşitli egemenlikler altında yaşayan Ermeniler, tarih boyunca o dönemlerin olağan toplumsal düzeni olan derebeylik sistemi içinde yaşamışlar, M.Ö.95 � M.Ö.66 yılları arasındaki otuz yıllık II nci Tigran dönemi hariç, hiçbir zaman bağımsız, birleşik ve sürekli bir devlete sahip olmamışlardır. Ermeni beylikleri ya da prensliklerinin bir çoğu bölgeye hakim olan bu devletlerce kurdurulmuş, hakim devletler kendilerine yakın buldukları Ermeni ailelerini bunların başına getirmişlerdir.

Tarihleri boyunca çeşitli büyük imparatorluklar ve devletlerin nüfuzu altında yaşayan ve bunlar arasında mücadele alanı olan ermeni beyliklerinin menfaat sağlamak amacıyla sık sık taraf değiştirmeleri tehcir edilmelerine ya da kendiliklerinden göç etmelerine neden olmuştur.

Ermenilerin Sicilya�dan Hindistan�a, Kırım�dan Arabistan�a kadar uzanan çeşitli bölgelere dağılmaları bu tehcirlerin sonucudur. Bu da göstermektedir ki, 1915�de Osmanlı Devletince tehcir edilmeleri uğradıkları ilk tehcir olmadığı gibi, Ermeni diasporası denilen olgu da 1915�teki göç hareketinin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır.

Sonuç olarak, Ermenilerin kökenlerinin nereye dayandığı ve ne zaman ve nereden bölgeye geldikleri tam olarak aydınlatılmış değildir.

Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

XIX.Yy.ın ortalarında dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çıkan Çarlık Rusyası, komşu olduğu Osmanlı Devleti topraklarını genişleme alanı olarak kabul etmiş ve Osmanlı devleti aleyhine güneye ve güneybatıya yayılma çabası içine girmiştir. Nitekim, Yunanistan�ın Osmanlılardan ayrılarak bağımsız olması büyük ölçüde Rusya�nın bu politikasının sonucudur. Rusya�nın bu politikasının başta gelen unsurlarından biri de, Osmanlı Hıristiyanlarının hamisi olmaktır. Bu ise, Rusları Ortodoks Rumların yanı sıra Gregoryan Ermenilerle de ilgilenmeye sevk etmektedir.

Rusya, Batı�da Balkanlara nüfuz etmeye çalışırken, Doğu�da Kafkasya�ya inmektedir. Bu gelişme sonucunda Kafkasya�daki Eçmiyazin Ermeni Kilisesi Rus tesiri altına girmeye başlamış, hatta Katolikos Nerses 60 bin kişilik bir ermeni kuvvetinin başında 1827-28 Rus-İran savaşına Ruslar safında katılmıştır.

Rusların Osmanlı Ermenilerine sızmaya çalışması da Eçmiyazin kilisesi aracılığıyla olmuş ve 1844�den itibaren İstanbul ermeni patrikhanesindeki ayinlerde Eçmiyazin Katolikosunun adı anılmaya başlamıştır.

Osmanlı Hıristiyanlarının hamisi olmaya niyetlenen yalnız Rusya değil, İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe kazandırmak amacıyla girişimlerde bulunuyorlardı. Bunda başarılı olmaları üzerine 1830�da İstanbul�da Ermeni Katolik kilisesi, 1847�de de Protestan kilisesi kurulmuştur.

Toplumsal düzenin batı modelinde yeniden örgütlenmesi anlamına gelen 1856 Islahat Fermanı Müslümanlarla Gayrimüslimleri aynı statüye getiriyor ve gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalık ve ruhani muafiyetlere de bu nedenle son veriyordu. Bu ferman üzerine ermeni patrikhanesince hazırlanan �Ermeni Milleti Nizamnamesi� Osmanlı hükümetine sunulmuş ve 29 Mart 1862�de onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Nizamname ile Ermeni toplumunun içişlerini görüşmek üzere 140 üyelik bir meclis kurulmuştur.

Islahat Fermanı Rusya�nın yanı sıra, İngiltere ve Fransa�yı da Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiş, bu ise Rusya�nın Ermenilere ilgisini yoğunlaştırmasına sebep olmuştur.

Batılı devletlerin Ermenilere duydukları sempatinin temelinde kendi emperyalist çıkarları ve nüfus mücadeleleri yatmaktadır.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sona ererken İstanbul Ermeni Patriği Nerses Eçmiyazin Katolikosluğu aracılığıyla Rus Çarı�ndan Rusya�nın Doğu Anadolu�da işgal ettiği toprakları Osmanlılara geri vermemesini istemiş, bununla da yetinmeyerek savaşın sonunda Ayastefanos�daki Rus karargahına gidip Grandük Nikola ile görüşmüş ve �Doğu Anadolu�nun Ruslar tarafından ilhakını, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan�a olduğu gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını ve bu ıslahat tamamlanana kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini� talep etmiştir. Patriğin son talebi Ruslarca kabul edilmiş ve Ayastefanos anlaşmasına 16. Madde olarak girmiştir.

Doğu Anadolu�daki Rus işgali Rusya�ya Osmanlı Ermenileri üzerindeki etkisini arttırma olanağı sağlamış, Rus ordusundaki Ermeni subaylar Osmanlı Ermenilerini devlet aleyhine kışkırtmaya çalışmış ve Ermenilere �Balkanlardaki Hıristiyanlar gibi Osmanlılardan ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurabileceklerini� telkin etmişlerdir.

Rusların niyetini sezen İngiltere Ayastefanos anlaşmasına karşı çıkmıştır. Çünkü, Doğu Anadolu�da Rusya himayesinde kurulacak bir Ermenistan İngiltere�nin Basra Körfezi ve Hindistan yolunun güvenliğini tehlikeye düşürecektir. İngiltere�nin Osmanlı Devletine baskısı sonucu iki devlet arasında yapılan gizli bir anlaşma ile Kıbrıs�ın idaresi Osmanlı Devletinin hakimiyet haklarına dokunulmamak kaydıyla İngiltere�ye bırakılmış, bunun karşılığında, Ayastefanos anlaşmasının değiştirilmesi sağlanarak, Berlin konferansında Rusya�nın Kars, Ardahan ve Batum dışında işgal ettiği topraklardan hemen geri çekilmesi ve Ermeni ıslahatının bunun ardından yapılması kararlaştırılmıştır. Üstelik Islahatın 5 büyük devletin denetiminde uygulanması öngörülmüştür. Bu tarihten itibaren İngiltere �Ermeni Islahatı�nı kendi meselesi olarak görmeye başlamıştır.

Ayastefanos anlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin Konferansı ile kaybeden, ayrıca Batıda Yunanistan ve Bulgaristan�ı İngiliz nüfuzuna terk etmek zorunda kalan Rusya Doğu Anadolu�yu doğrudan ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye başlamış, bu politikasında yine Ermenileri kullanmayı denemiştir.